Anasayfa » Haberler » Denizli Babadağ’da Osmanlı Dönemi Mezar Taşları | Kitap Tanıtımı

Denizli Babadağ’da Osmanlı Dönemi Mezar Taşları | Kitap Tanıtımı

Denizli Babadağ’da Osmanlı Dönemi Mezar Taşları | Kitap Tanıtımı

Araştırmacı Yazar Sedat Soyalp’in Denizli Babadağ’da Osmanlı Mezar Taşları üzerine yaptığı uzun araştırmalar, nihayet kitaplaştırılarak raflarda yerini aldı. Gece Kitaplığı yayınlarından çıkan kitap Osmanlı Mezar taşları ile ilgilenenleri heyecanlandırdı.

Tarihi Babadağ Mezarlığı, 1950’li yıllarda içinden yol geçirilmesi nedeniyle parçalanmış; yıllar içinde bakımsızlık ve çevresel etkenler sebebiyle ciddi ölçüde tahrip olmuştur. İncelenen şahideli mezar taşları genel olarak iki ana formda sınıflandırılmıştır: dikdörtgen gövdeli olanlar ve yukarıdan aşağıya doğru daralan gövde tipleri. Taşların büyük bölümü doğrudan toprağa oturtulmuş, az sayıda örnek ise demir desteklerle sabitlenmiştir.

Erkek mezar taşlarında fes, sarık ve sınırlı sayıda kavuk başlık türleri kullanılmıştır. Kadın mezar taşlarında ise bitkisel bezemeler, dilimli ve sivri kemerli tepelikler ile kısmen hotoz başlıklar dikkat çekmektedir. Kitabeler ağırlıklı olarak Osmanlı Türkçesiyle yazılmış, bazı örneklerde Arapça ifadelere de yer verilmiştir.

Erken dönem mezar taşlarında ziyaretçiye nasihat eden ifadeler ön plandayken, Batılılaşma Dönemi’nin etkisiyle birlikte ölüm kavramına daha duygusal bir bakış açısı getirilmiş; ayrılık acısı ve hüzün teması öne çıkmıştır. “Huve’l-Bâkî” gibi klasik serlevha ifadeleri zamanla yerini “Ah mine’l-mevt” gibi ölümden yakınan ifadelere bırakmıştır. Kitapta yer alan hicrî tarihler, miladî karşılıklarıyla birlikte verilmiştir.

Denizli Babadağ’da Osmanlı Dönemi Mezar Taşları

Tarihi Babadağ Mezarlığı, 1950’li yıllarda içinden yol geçirilmesi nedeniyle parçalanmış; yıllar içinde bakımsızlık ve çevresel etkenler sebebiyle ciddi ölçüde tahrip olmuştur. İncelenen şahideli mezar taşları genel olarak iki ana formda sınıflandırılmıştır: dikdörtgen gövdeli olanlar ve yukarıdan aşağıya doğru daralan gövde tipleri. Taşların büyük bölümü doğrudan toprağa oturtulmuş, az sayıda örnek ise demir desteklerle sabitlenmiştir.

Erkek mezar taşlarında fes, sarık ve sınırlı sayıda kavuk başlık türleri kullanılmıştır. Kadın mezar taşlarında ise bitkisel bezemeler, dilimli ve sivri kemerli tepelikler ile kısmen hotoz başlıklar dikkat çekmektedir. Kitabeler ağırlıklı olarak Osmanlı Türkçesiyle yazılmış, bazı örneklerde Arapça ifadelere de yer verilmiştir.

Erken dönem mezar taşlarında ziyaretçiye nasihat eden ifadeler ön plandayken, Batılılaşma Dönemi’nin etkisiyle birlikte ölüm kavramına daha duygusal bir bakış açısı getirilmiş; ayrılık acısı ve hüzün teması öne çıkmıştır. “Huve’l-Bâkî” gibi klasik serlevha ifadeleri zamanla yerini “Ah mine’l-mevt” gibi ölümden yakınan ifadelere bırakmıştır. Kitapta yer alan hicrî tarihler, miladî karşılıklarıyla birlikte verilmiştir.

Kitabelerde Kimlik, Unvan ve Toplumsal İzler

Mezar taşı kitabelerinde kabirde yatan kişinin kimliği ayrıntılı biçimde tanıtılmıştır. Erkekler çoğunlukla baba isimleriyle anılırken, evli kadınlarda koca isminin başa yazıldığı görülmektedir. Bazı kitabelerde ölen kişinin memleketi, aileye ait lakaplar ve icra ettikleri meslekler özellikle vurgulanmıştır.

Kadın mezar taşlarında Hatun, Kadın, Kerime ve Halile; erkek mezar taşlarında ise Ağa, Efendi, Bey ve Hacı gibi unvanlar kullanılmıştır. Çalışma kapsamında Ashapzadeler, Mutçalı ve Zeybekzade gibi dikkat çekici lakaplar tespit edilmiştir. Bazı mezar taşı kitabelerinde meyyitin ölüm sebebi ve yaşı da belirtilmiştir. Genç yaşta vefat edenler, verem veya basur gibi hastalıklardan hayatını kaybedenler açıkça ifade edilmiştir. Üç mezar taşında ise 58, 32 ve 12 yaş gibi net vefat yaşlarına yer verilmiştir.

Yol çalışmaları, doğal tahribat ve uzun yıllar süren ilgisizlik nedeniyle Babadağ Mezarlığı’nda geçmişin sessiz tanıkları hızla yok olmaktadır. Oysa bu taşlar, “vatanın tapu senetleri” olarak kabul edilen tarihî belgelerdir. Denizli Babadağ’da Osmanlı Dönemi Mezar Taşları adlı bu eser, hem bilim dünyasına önemli bir katkı sunmakta hem de kültürel mirasın korunmasının bir vefa borcu olduğunu güçlü biçimde hatırlatmaktadır. Şairin dediği gibi: “Her mezar taşının altında bir dünya tarihi yatar.”

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz