Web sitemize hoşgeldiniz, 01 Kasım 2020

Dünyanın En Büyük Tarihi Mezarlık ve Mezar Taşı Müzesi İstanbul’du

Reklam
Dünyanın En Büyük Tarihi Mezarlık ve Mezar Taşı Müzesi İstanbul’du

Dünyanın en büyük tarihi Mezarlık ve mezar taşı Müzesi İstanbul’du. Bugün şehirlerimizin yeşil alanları ve korulukları konumuna gelen mezarlıklar ve hazineler yine de tahribatın ilk duraklarıdır.

Bazı kişilere mezarlık bahsi ürkütücü gelir. Kimileri bunların şehirlerin dışına atılması gerektiğini savunur, kimileri ise gereksiz olduğuna inanırlar. Tarihçiler, Arkeologlar, şehir tarihçileri ve kültür tarihçileri için bulunmaz birer belgedir mezarlıklar ve mezar taşları.

Her biri geçmiş zamanın birer taş üzerine işlenmiş belgeleridir. Uluslararası ilişkilerde tapu belgeleri kadar etkilidir. Mezar taşları ve anıtları Orhun, Yenisey yazıt anıtları ve balbalların Türk kültürü içeriğindeki önemleri gibidir.

Yakın tarihimiz de şahit olduğumuz gibi işgal Devletleri de Osmanlı medeniyetinin izlerini silmek için önce mezar taşlarını kırmakla başlamıştır. Günümüze baktığımızda ise işgal kuvvetlerinden bir farkımız yoktur. 

Dünyanın En büyük Tarihi Mezarlık Alanı İstanbul’da

Dünyanın en büyük tarihi mezarlık alanlarına sahip olan İstanbul’da her biri taş işçiliğinin birer şaheseri Mezar Taşları ya yol çal amacıyla yeni mezar yeri açmak üzere ya da yerlerine yeni binalar inşa etmek üzere birer birer kırdık yok ettik ve halen de bu eylemlerimizde Tarihi Miras Kadir bilmezliği ile devam etmekteyiz.

İbrahim Hakkı Baltacıoğlu Türk mezarlığını tanımlarken,

Zahide’nin nazarında mezarlık cehennem azabını hatırlatan bir yer,
serserinin nazarında mezarlık şüpheli vücutları ve gölgelerini saklayan bir yer,
belediye adamın nazarında mezarlık hemen arsaya Kalb edilmesi kaydedilmesi lazım gelen bir yerdir diye bir dönemin anlayışına gönderme yapmaktadır.

Semavi Eyice de Amasya’dan bahsederken, bugün burada geçmiş bütün devirlerin izlerini bulmak kabildir. Roma bina ve kitabeleri Bizans kiliseleri Ceneviz armaları vardır, fakat 500 yıldır Türk olan bu sabaha bir tek Türk olan Bu kasabada bir tek eski Türk Mezarlığı yoktur.

Şimdiye kadar tespit edilen Roma kitabeleri’nin yardımı ile buradaki o devrin sakinlerinin nereden geldiklerini ne işle uğraştıklarını başka yerler ile ilgilerini öğrenebiliyoruz.

Buna karşılık Amasra’nın Osmanlı devrine ait tarihi tam bir karanlık içindedir ve bu başarı ve bu aşırı derecede gayretli bir vali ile gayret hususunda ondan aşağı aşağı kalmayan bir nahiye müdürünün parlak eseridir. Özleri ile Mezarlık mezarlıkların önce devlet yöneticileri tarafından ilk gözden çıkarılan tarihi ve kültürel mekanlar olduğunu makalesinde anlatmaktadır.

İstanbul’un İlk Mezarlığı Karacaahmet Mezarlığı

İstanbul’un ilk Mezarlığı olan Karacaahmet Mezarlığı Türklerin 1350 yılından itibaren Kadıköy ve Üsküdar bölgelerini içerisine alan ilk fetihlerden itibaren mezarlık oluşturulmaya başlaması ile oluşmuştur. Müslüman Türklerin ilk olarak Orhan Gazi zamanından beri Üsküdar’da yerleşiyor olmaları ilk Türk mezarlıklarının da burada oluşmasını beraberinde getirmiştir.

Fetih sonrası Karacaahmet gibi tarihi yarımadanın uzağında olan mezarlıklar dışında çevresi sur dışında büyük ölçekli mezarlıklarla çevrili mezarlıkların mevcudiyeti yanında, ölüm ve sonrasının dini inanç yönünden hayatın bir gerçeği olmasının ve bunun batılı anlamda korku unsuru olarak algılanmamasının sonucu şehrin bütün yerleşim yerlerinde, hayıratların etrafında büyüklü küçüklü mezarlık ve hazireler meydana gelmiştir ki bu da İstanbul’un karakteristik özelliği olmuştur.

Karacaahmet Mezarlığı

İmar hareketleri ile beraber tarihi mezarlıklar ve küçük ölçekli hazinelerin tahribi veya ortadan kaldırılmaları diğer eski eserlerden önce olmuştur.

Bu tahribatlara en yakın tarihli örnek Karacaahmet mezarlığı’ndaki Ruznameciler mezarlığının yıktırılarak üzerine Cemevi yapılmasıdır. Bu olay Karacaahmet mezarlığı’nın özelliklerinden olan, her mesleğe göre yapılandırılan mezarlık sofalarının tahribatı olmuştur.

Bugün için ne hattatlar sofası, ne yeniçeriler sofasının korunmakta olduğundan söz edebiliriz. Bugün hala bu tahribat eskisi kadar büyük ölçüde olmasa da durmadan devam etmektedir.

Bunu bir kaygı halinde takip eden belgeleyen ve elinden makaleler yazmak ve bir kolokyum düzenlemekten başka bir şey gelmeyen tarihçi Necdet içti Bey’den başka. biz yetkili insanlar vah vah demekten öteye gidemedik.

Hekimlere Ait Mezarlık ve Kaysuni Zade’nin Mezarı

1970’li yılların başında yaşanan bu tahriplerden biri de İstanbul’da vefat eden müslüman hekimlerin gömüldüğü ilk Hekimler Mezarlığı olan Sütlüce Mahallesi’ndeki Kaysun-i Zade mezarlığıdır.

Haliç’e hakim bir Yamaç üzerinde yer almaktaydı Saray baş Tabibi Kaysun-i Zade Bedrettin Mehmet Efendi‘nin vefatı 1569 kendi adına yaptırdığı cami yanına gömülmesi, daha sonra da İstanbul’da bulunan hekimlerin, hekimlerin pirleri Kaysun-i Zadenin yanına gömülmeye başlamaları ile Camii haziresi olarak teşekkül eden mezarlık zamanla gelişmiş ve hekimler mezarlığına dönüşmüştür.

Kaysuni Zade Mehmet Efendinin Hekimler Mezarlığındaki Mezarı

 

Caminin 1894 depreminde büyük zarar görmesi ile mezarlık bakımsız kalmış ve bu tarihlerden sonra hekimlerin İstanbul’un hekimler Mezarlığı’na defnedildiği görülmemiştir.

1970’li yılların başından itibaren bölgede hızla çoğalan yapılaşma karşısında mezarlığın dolu kısımları üzerine mesken inşaatları yapılmış, güney bölümünün bir kısmı üzerinden ise yol geçirilmiştir. Mezarlığın kapladığı alan küçülerek tekrar Kaysuni Zade Camii haziresi haline dönüşmüştür.

Kanuni 1520 1566 dönemi öncesine kadar uzanan kitabesi, Şahidelerinde hazirede günümüze Miladi 1687 Hicri 1099 tarihli Aşlamacı Zade Hekim Ali çelebi’ye ait Şahide Taşı kalabilmiştir. Bugün tarihi mezarlıklar yine de bu tahribattan kurtulamamıştır. Karacaahmet veya Yahya Efendi mezarlıklarında ki tahribatın küçük ve büyük ölçekli de olsa devamı hakkında her yıl bir veya birkaç haberin çıkması herhalde Ateş yanmayan yerden duman çıkmaz sözünü hatırlatır niteliktedir.

İstanbul’un mezar kültürü ve tarihi araştırmaları ise tamamlanamamıştır. İstanbul’un Mezar taşları üzerine yapılmış çalışmaların kısa bir tarihi serüvenini ise ise şu şekildedir.

 

İstanbul’un Mezar Kültürü ve Tarihi Araştırmaları

İstanbul’un Osmanlı dönemi mezarlıkları ile ilgili ilmi çalışma yapan en eski kişilerden biri İsmail Hakkı El Üsküdari efendidir.

Tuttuğu Kitabe istinsahları 1976 senesinde Profesör Dr Bedri Şehsuvaroğlu tarafından Turing Kulübü neşriyatı olarak Merakid-i Mu’tebere-i Üsküdar adı altında bir kitap olarak yayınlanmıştır. Eser Karacaahmet mezarlıklarına aittir ve 540 tane kitabeyi içermektedir.

19 yüzyıl ortalarında Nasuhi Tekkesi Şeyhi Keramettin Efendi ile aynı dergah’tan Alaaddin Nasuhioğlu da Üsküdar’da bulunan Mezar Kitabeleri ile ilgili çalışmışlardır.

Yine aynı tarihlerde Tarihi Osmanlı encümeni üyeleri Ahmet Tevhid Bey, bunu takip Halil Edhem Bey, Mabeyin Başkatebi Ali Fuad, Mevlevihane Müzesi ilk müdürü Mehmet Yusuf Akyurt, Enver Ergüven istinsah suretiyle etüdler yapmış şahıslardır.

Günümüzdeki Anıtlar Kurulu’nun ilk şekli sayılan Tarihi Osmanlı Encümeni mensupları vazifeleri icabı resmi tespitler yapmışlardır. Bu çalışmalar ise hep not tutma ve de istinsah suretinde olmuştur. Daşınık şekli de görülen bu çalışmaların bir neticeye bağlanmasını tasarlayan Tarih Kurumu olmuştur.

Türk Tarih Kurumu tarafından Türk İslam Devri Kitabeleri derleme heyeti adı altında eski kaligrafi ve yazı uzmanı bir teşkil edip bütün kitabeler fiş suretiyle tespit edilmeye çalışılmıştır. Profesör Doktor Mükremin Halil Yınanç, Abdülbaki Gölpınarlı, Profesör Dr Süheyl Ünver gibi zatların da bulunduğu bu  heyetin yaptığı fişler yayınlanmadan kalmıştır. Bu fişler halen mevcuttur.

Mezar Taşları Estampaj Çalışmaları

Estampaj çalışmaları ise Halil Ethem Bey den ayrı 1968 ile 1978 tarihleri arasında emekli albay Tolga Saraçoğlu tarafından da yapılmıştır. Halil Edhem Bey’inkiler Türk Tarih kurumunda Saraçoğlu’nunkiler ise kendisindedir.

Serpuş hariç taşın birebir ölçekli kopyalanması olan Estampajlar büyüklükleri sebebiyle de saklanılması zor fakat gayet kıymetli çalışma mahsulü belgeleridir.

Serpuşu da veren esas önemli olan fotoğraf tespitleri ise ilk önce Nurullah Pertev Bey ile başlamıştır. Daha Sonraları Rıfkı Melül Meriç, İsmail Fazıl Ayanoğlu, Hikmet Turhan Dağlıoğlu, Süheyl Ünver, Şinasi Akbatu ile Turgut Kut beyler ısrarlı ve devamlı bir şekilde sürdürmüşlerdir.

Günümüzde en fazla mezar taşı görsel donesi ise İstanbul üzerine kıymetli eserler veren tarihçi Necdet İşli bey de olup Fazıl Ayanoğlu’nun doneleri de bu arşiv içinde bulunmaktadır. Bu İlmi Araştırmalar ise devlet desteğinde, resmi bir kurum ve organizasyonla olmadığı için ferdi gayet gayretlerle yapılmış; bu araştırmaların sonucu gelememiştir.

Etiketler:

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz